Kürşat Bumin
Sıcak, çok sıcak...
Bugün için niyetim, televizyon ekranına bir “son dakika” haberi olarak düşen Yargıtay kararını gözden geçirmekti. Ama olmadı, çünkü Yargıtay'ın “Şemdinli davası” kararında ısrar eden mahkeme üyeleri hakkında soruşturma açılmasına ilişkin kararına ilişkin derli toplu bir bilgi önümdeki ekrana bir türlü düşmedi.
Tahmin edebileceğiniz gibi bayağı tatsız bir durumdu yani... Yazı konusunu belirlemişim ama ortada konuya ilişkin bilgi yok. (“Bilgi”yi görmeden “konuyu” belirlemek doğru mu diyenler haklı sayılabilir ama şunu da unutmayın ki Türkiye'de yaşıyoruz ve davanın evveliyatından haberdarız.)
Fakat bu telaş içinde koşuştururken bir teselli ikramiyesi olarak ekranda bir başka Yargıtay kararı haberiyle karşılaşmayayım mı?
Bu haber de pek müthişti doğrusu... Hem de peşinde koştuğum haberi aratmayacak derecede müthiş...
Yeni konuyu bulduğumuza göre yazıya geçebiliriz artık:
Önümdeki haber Yargıtay'ın Patrikhane'nin “ekümenik iddiası”nın yasal dayanağı bulunmadığına karar verdiğini bildiriyor.
Bu karar bana bir zamanlar Yargıtay'dan çıkan bir başka kararı hatırlattı nedense. Yargıtay, söz konusu kararında “Ermeni soykırımı iddiaları”nın –özetle tabii- “asılsızlığına” hükmetmişti. Böylece tarihte –belki de- ilk kez bir yüksek mahkemenin elinin, istenirse, “tarihten bir yaprak”a kadar uzanabileceğine şahit olmuştuk.
Yargıtay'ın Patrikhane'nin “ekümenik” sıfatını taşıyıp taşıyamayacağına ilişkin bu kararı da, bana göre, benzer bir “sınır ötesi hareket” özelliğini taşıyor. Patrikhane'nin eskiden olduğu gibi, “ekümenik” sıfatını talep etmesi tamamen “ruhani” temelde bir mücadele olduğuna göre, Yargı-Yargıtay'ın kendisini bu alanda yetkili görmesi şaşırtıcı değil mi?
Yargıtay kararının gerekçesinde , Türkiye topraklarında kalmasına izin verilen Partikhane'nin, Anayasa'nın 2. maddesine göre “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” olan Türkiye Cumhuriyeti'nde, “sadece belli bir azınlığa mensup kişiler üzerinde dini yetkileri haiz olan ve tüzel kişiliği bulunmayan dini bir kurum” olduğuna dikkat çekilerek şu tespitler yapılmış:
“Bu nedenledir ki (Patrikhane), tamamen Türk hukukuna tâbidir. Egemen bir devletin kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü vermesi, Anayasa'nın 10 maddesinde gösterilen eşitlik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağından kabul edilemez. Bu nedenle Patrikhane'nin ekümenik olduğu iddiasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. İstanbul Valiliği'nin 6 Aralık 1923 tarihli yazılarından anlaşılacağı üzere, Patrikhane'de dini ve ruhani seçimlere katılacak ve seçilecek kişilerin Türk vatandaşı olmaları ve seçim sırasında Türkiye'de görevli bulunmaları gerekmektedir. Bu husus da Patrikhane'nin ekümenik sıfatının bulunmadığının açık bir göstergesidir.”
Görüyorsunuz yine çok problemli bir gerekçe ile karşı karşıyayız. Karar açıkça –evet açıkça- “Egemen bir devletin kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü vermesi...” diye devam etmektedir. (ileri çıkan-giden sözcüklerin altını ben çizdim.)
Benim açımdan bu “gerekçe”ye ilişkin de bir gerekçe kaleme alınması gerekiyor...
“...kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk..” demek ne demek oluyor?
Ne olacak, azınlıkların “kendi vatandaşlarından farklı” olduğunu ilan etmek demek.
Azınlıkların söz konusu “egemen devletin kendi vatandaşları” arasında sayılmadığının ilanı demek.
Bir yüksek mahkemeden bu derece yanlış ve ayrımcı bir karar çıkabilmesi normal midir?
Bu karar, bu yönüyle, aynı yüksek mahkemenin 1974'de Ermeni vakıflarıyla ilgili bir karında yer alan bir ifadeyi hatırlatıyor ister istemez. Hatırlayanlarınız vardır muhakkak; aynı mahkeme bu kararında Ermenilerden –basbayağı- “yerli yabancılar” diye söz ediyordu.
“...kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı...”
Ne kadar özensiz, yanlış, ayrımcı, vatandaşlık hukukundan bihaber bir hüküm bu böyle....
(Yeni Şafak)