Zülfü Livaneli
Pencereden giren hava ve siyasi kampanyalar
Türkiye'de siyasi kampanya denilince akla hemen şunlar gelir: Sıcak... İtişip kakışan bir erkekler kalabalığı... Asık suratlar... Bağırıp çağırma... Lahmacun-kebap... Çılgın araba konvoyları ve kazalar.
Bu kampanya da farklı geçmiyor.
Yıllardan beri ne oluyorsa, o olmakta.
Siyasi parti başkanları bu işi, dört-beş yılda bir katlanılması gereken bir zorunluluk olarak görüyor.
Bir çeşit sınav dönemi.
Seçim atlatıldıktan sonra artık Ankara'ya dönüp, milyonlarca dolara hazırlanmış makam odalarının serinliğine, son model otomobillerinin konforuna ve halkla fazla görüşmek zorunda kalmayacakları yılların rehavetine bırakabilirler kendilerini.
Çünkü bizde siyaset Paul Valery'nin tanımına göre: 'Halka ait işleri, halkı karıştırmadan halletmek' demektir.
Onlar da şimdi meydanlarda mazot, terör, türban, taban fiyatı gibi birçok konuda nutuk atıp birbirlerine bağırıp çağırıyorlar ama seçimden sonra yeni grup başkan vekilleri bir araya gelir ve partiler arasındaki gizli anlaşmalar dönemi başlar.
Seçim meydanı işin tiyatrosudur.
Kuliste ise birbirine düşman sandığınız başkanlar arasında derin anlaşmalar vardır.
Ben tekrar tekrar sahneye konan bu oyunu seyretmekten sıkıldığım için bugün size siyasetten değil, güzel bir şakadan söz edeceğim.
***
Yakın arkadaşım Doktor Eser Alptekin, Murat Akdoğan'la birlikte modern bir hastane kurdu.. Etika adını taşıyan hastanenin açılışı dün yapıldı.
Ortak arkadaşlarımızdan Ataman Onar dün sabah Eser'e telefon etti ve şunları söyledi:
'Sevgili Eser, hepimiz gençken bir iki ufak tefek sağlık sorumuzu çözmek için muayenehane açtın. Orta yaşa geldiğimizde baktın ki sorunlarımız ağırlaşıyor bunu bir kliniğe çevirdin. Sonra tutulan belimizi tedavi etmek için bir fizik tedavi merkezi kurdun.
Şimdi yaşlar iyice ilerlediği için toptan sağlık sorunlarımızı göz önüne alıyor ve bir hastane açıyorsun.
Sana tavsiyem, bundan sonra artık bir çiçekçi dükkânı açman.'
***
Dün sabah bu şakaya çok güldük. Arkasından Eser meşhur fıkralarından birini patlattı.
Karadeniz'de öğretmen çocuğu tahtaya kaldırmış ve demiş ki 'Otomobilde 80 km hızla gidiyorsun. Hava çok sıcak ve klima bozuldu. Ne yaparsın?'
'Ceketimi çıkarırım ve pencereyi açarım öğretmenim.'
'Peki o hızla giderken pencereden giren havanın ivmesini söyleyebilir misin?'
Zavallı öğrenci ne yapsın. Önüne bakıp susmuş.
Öğretmen bu sefer başka bir çocuğu kaldırmış. Aynı soruyu sorup aynı cevapları almış.
O öğrenci de mahcup olup yerine oturmuş.
Sonra bir başka öğrenciyi tahtaya dikmiş öğretmen.
Aynı soruyu sormuş.
Çocuk demiş ki: 'Ceketimi çıkarırım.'
'Sonra?'
'Gömleğimi çıkarırım.'
'Sonra?'
'Pantolonumu çıkarırım.'
'Peki sonra?'
'Ayakkabılarımı çıkarırım.'
'Sonra?'
'Affedersiniz hocam donumu çıkarırım.'
'Sonra?'
Bunun üzerine öğrenci hocaya demiş ki:
'Kusura bakma hocam ama ne kadar zorlarsan zorla, pencereyi açtıramazsın bana.'
(Vatan)